Popüler Yayınlar

Durdurun dünyayı inecek var.

Bune kardeşim hergün ülkede onlarca olaylar, zamlar, işsizlik, yoksulluk, mutsuz, işsiz ve boş boş gezen Türküye'm gençliği. Haberleri izliyemiyorum, gazeteyi korkarak okuyorum acaba yine hangi olumsuz haberler var diye. Oy verebileceğim bir partim bile yok artık. Üstüne üstlük birde üstümüzde tek başına otoran 60 yaşını geçkin görgüsüz kadının gürültüsü. Ben yokum arkadaşlar,
durdurun dünyayı inecek var.

Bayram dedikleri...

Sene 1969. Yine Çubuk'un köyündeyiz. Bir başka oluyor köylerde bayramlar. Babam bizi hiç bayram alışverişine götürmezdi, hoş köyde mağaza vardı da omu götürmedi, neyse hiç unutmam Çubuk'tan bana en az 5 numara büyük güzel bir ayakkabı almıştı. Ayağıma büyük olduğu için giyemiyordum ama içim gidiyordu. Özenle jelatin kağıtlara sarıp evin en değerli yerine, kardeşlerimin kolay ulaşamıyacağı bir yere koyuyordum. Ancak 6 sene sonra olurdu ayağıma ama ne yaparsın, 6 kardeşlerin en büyüğü olduğum için onlarda giyemiyordu, onların ayakları tabiiki daha küçük.
Arife günü kınaları yakardık, bayramlıklarımız başımızın ucunda dururdu, nedense ne zaman bayram kınası yaksam rüyamda kınam tutmamış görür çok üzülürdüm. Uyanınca ay çok şükür rüyaymış deyip kınaları yıkardık oooooo hem de ne tutmuş, kömür karası, çok mutlu olurduk tabii.
Saat 11 e doğru köyüm kızları tef çalıp türkü söyleyerek köyün kızlarını evlerinden tek tek toplarlardı, ben heyecanla beklerdim, babam izin vermezdi kızlar yalvara yalvara izin alırlardı benim için. Köydeki bütün evleri tek tek dolaşır, yemek ve tatlımızı yer şekerlerimizi şeker torbalarına koyardık.
Yaaa işte böyle, şimdi bayram deyince strese giriyorum. Çünkü parası olan tatil yerlerine kaçıyor gidemiyenler evde rahat bile oturamıyorsun. Heran hazıroldasın hoş kimsenin geldiğide yok ama stresi yetiyor. Bayramlarda anne ve babası olmayanları, öksüz çocukları, durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarına bayramlık alamamanın ezikliği.
Yok ya bayramların tadı yok anacığım.

Nurhan Damcıoğlu

Sene 1980. Sıcak bir yazgünüydü, Ankara konur sokak Urfalı Kebaptayız arkadaşla. O zamanlar buranın künefesi çok meşhurdu, bende kadayıfı çok severdim. Künefemizi yerken karşı masada ünlü kantocu Nurhan Damcıoğlu'da bir grupla beraber masada oturmuş hem künefe yiyor hem de sohbet ediyorlardı. Öyle heyecanlandımki yanımdaki arkadaşa Nurhan Damcıoğlu'nun bir filmini anlatmaya başladım çünkü arkadaşım tanımamıştı. Çabuk çabuk anlatırken Nurhan Damcıoğlu'yla gözgöze geldik, galiba anlamıştı benim onun çevirdiği filimlerden birini anlattığımı. Gülümsedi, bense kızardım tabii.
Valla kim ne derse desin Nurhan Damcıoğlu hala kaliteli hala saygın ve de hala çok genç kardeşim.

Ninenin valizi.

Ilık bir yaz mevsimiydi. Elazığ'ın balta girmemiş ormanlarının biraz yükseğinde küçücük bir köye gitmiştik yaz tatili için. Sabahları kahvaltı yerine sütlü bulgur çorbası içiyorduk, çok lezzetliydi. Kaldığımız evin kocaman bir çoban köpeği birde sara hastası iri yarı bir oğulları vardı. Geceleri kurtlar ulurdu, o iri yarı evin oğlu silahını ve köpeği alır kurtları kovalardı, vahşi ormanın derinliklerinden silah sesleri gelirdi. Evin bir de yaşlı ninesi vardı, zayıf, hafif öne doğru bükülmüş beliyle ağacın altında oturup tespih çekerdi. Haftada iki kez ona ait olan valizini toprak dama çıkarır içindekileri havalandırırdı. Bende merakla izlerdim onu sonra o valizi unların konduğu ambara götürüp yüksekçe bir yere kaldırırdı kimse almasın diye galiba.
Birgün ambarın bulunduğu yerde bi telaş, bağırışmalar falan. Meğer o nine valizini un ambarının üzerine koymak isterken unların içine düşmüş. Neyse güç bela çıkardılar çünkü unların konduğu yer çok derindi. O kıymetli valiz ve içindeki o zamana göre oldukça modern elbiseler ne oldu bilmiyorum ama!Nine şimdi ne yapıyordur acaba öbür dünyada, Allah rahmet eylesin.
Evin iri yarı oğlu da biz ayrıldıktan sonra duydukki, sürüleri güderken kaynak sudan içmek için başını suya eğmiş o anda sarası tutunca başı suya gömülerek boğulmuş. Çok üzülmüştüm duyunca, Allah ona da rehmet eylesin.

Günah'lı bahşiş.

Çocuk yaştayım. Ortaokul 1.sınıfta 9 zayıfım olduğu için babam beni okula gödermedi. İsteğim dışında bayan terzinin yanına çırak verdi, toplam on çıraktık. Basit işleri yapıyorduk, etek kenarı sülfüle yapmak gibi. Terzinin 9 tane kedisi vardı, hepside besili ve bakımlıydılar, tıpkı bayan patronumuz gibi.
Bir gün siyah saçlı, siyah giyimli, şimdiki zamana göre şişman ama o zamana göre de balık etli , orta yaşlı bir bayan geldi. Elbise diktiriyordu ve provaya gelmiş, diğer çırak arkadaşlarım anlamlı anlamlı gülüp fısıldaşıyorlardı, pek anlam verememiştim o zamanlar. Giderken hepimize o zamanın ne kadardı hatırlamıyorum ama sanki 1 ytl gibi bahşiş vermişti biz çıraklara. Bizim için çok iyi bir paraydı o devirde, fakat kızlar bu para yenmez bi fakire sadaka verelim dediler. Neden yenmez diye sordum çünkü o bayanın randevuevinde çalıştığını söylediler. Ben yine anlamadım ama herhalde kötü birşey diye düşündüm.
Evlerimize gitmek üzere ayrıldık, elimdeki bahşişe bakıp duruyorum, çocuk aklımla sadaka vermeyip harcamaya karar verdim. Herzaman böyle harçlık nerde birdaha. Valla bakkala gitttim bir sürü şey aldım ama sadece kare kare küçük fakat tadı hala damağımda kalan gofretleri hatırlayabiliyorum sadece. Şimdi bir sürü gofret var ama o lezzette o tatta yok hala.
Sonra vijdan azabı çektim tabii, ya Allah bana günah yazarsa diye. Bence diğer çırak arkadaşlarımda kendilerine harcamıştır, sonrada benim gibi pişman olmuştur.
Bahşişi yemekle günah işledikmi bilmiyorum ama bahşişi veren kişinin çoooooooook sevap işlediğine eminim.

En büyük teyzem

Dün akşam 6 teyzemlerin en büyüğü olan 86 yaşındaki teyzenim vefat ettiğini duydum. Çok şaşırdım çünkü çok sağlıklı görünüyordu, enaz 10 yıl daha yaşar diye düşünüyordum. Zaten öyle yataklara düşmeden, kimseye muhtaç olmadan kalp krizinden çok ani bir şekilde ölmüş, fazla acı çekmemiş yani. Allah rahmet eylesin.
Aslında diğer teyzemlere kırıldım çünkü geçen hafta perşembe gecesi vefat etmiş ve ben dün akşam duydum, hadi beni boşverin hala 4 kardeşinin ablalarının öldüğünden haberi yok inanabiliyormusunuz! Ablalarının cenazesinde bulunamadılar. Neymiş efendim üzülmesinler diye haber vermemişler. Ne kadar saçma bir düşünce, bazen anne tarafının genleri nereye dayanıyor diye düşünmeden edemiyorum valla.
Yaaaaa işte böyle dostlar, en büyük teyzem öldü ve 4 kardeşinin haberi yok.

Öylesine bir şiir

14.07.2005
İzmir/Dikili
Rüzgar olup esiyorum
Bekleyin bulutlar bende geliyorum
Takıldım yağmurlara
Dolu oldum düşüyorum
Sıcaklık 33 derece
Biliyormusunuz çok üşüyorum.
Heyy ağır giden hurda araba
Sanki sen bensin
Bitmiş benzinim suyum
Farlarım kararmış,
Boyalarım atmış
Geçip giden uzun yıllar
Yorgun tekerleklerin altında kalmış.
Ayıptır söylemesi o zamanlar içimden gelmişti de şiir yazmıştım.

Sıttık kızım seni sattık.

Valla sene 1971'di galiba. Yine Ankara Çubuk'a bağlı annem ve babamın öğretmeklik yaptığı bir köydeyiz. Öğretmen olmalarına rağmen çok baskıcı ve tutucuydu anne ve babamız. Belkide kendilerince bizi tehlikelerden korumaya çalışıyorlardı. Özellikle babamdan çok korkardık, ama ben çok hareketli bir kızdım. Bütün köyün kızlarıyla arkadaştım, onlarla yakan top oynar, daha çok dantel örerdik.
İşte Sıttık'ta o arkadaşlarımdan biriydi. Dantel yumağını ölçer parmağımıza dolar yarış yapardık kim daha önce bitirecek diye. O kadar uzun dolardıkki ör ör bitmezdi. Hüzünlü bir sonbahar günüydü, ağaçlar yapraklarını dökmüş çıplak kalmış ama yerler tablo gibiydi. Sıttık geldi çok heyecanlıydı, büyük tencereniz varmı? Misafir gelecekte.. Neyse getirdim verdim ama yine ısrarla misafirler gelecekte dedi birden şimşek çaktı bende, kimmiş misafirler diye sordum, yüzünde rahatlamış bir gülümsemeyle dünürcüler dedi ve koşarak gitti.
Ertesi gün sordum ne oldu verdilermi diye, babam beni çoktan vermiş zaten şimdi istiyorlar. Peki nasıl oldu senin haberin olmadan nasıl vermiş? Babam bana dedikine Sıttık, kızım seni sattık. Bende dedimkine beşibirlik olmadan töbe varmam dedim.
Yaaa işte böyle yaşanmış gerçek hikaye. Merak ediyorum şimdi acaba Sıttık evlendirildiği kişiyle mutlumudur? Kaç çocuğu olmuştur.

Canım kızım

Canım kızım dün sabah İstanbul'a gitti. O gittikten sonra epeyce ağladım, üniversiteye başladığından beri her geliş ve gidişlerde ağlardım. Nerden bilebilirdimki üniversiteyi okumak için Muğla'ya ilk gittiği sene meğer yuvadan uçmuş, kanatlanmış benim meleğim de haberim yokmuş.
Daha sonra da İstanbulda işe girdi, nişanlandı, artık İstanbul'lu oldu anlıyacağınız.
Yıllar önce evimizin balkonuna güvercinler yuva yapmış bende kıyamamıştım bozmaya. Kızım o zaman 5 yaşlarında falandı. Güvercinlerin daha sonra 2 yavrusu oldu, onları bizim balkonda büyüttüler, uçma zamanları geldi çattı. Çok korkak ve ürkeklerdi, ilk defa anneleri olmadan uçup başka bir dünyayla tanışacaklardı. Kimbilir onları iyi veya kötü neler bekliyor, nelerle karşılaşacaklar diye düşünüp hüzünlenirdim.
İşte böyle benim güvercinimde kuş misali uçuuuuuuuuup gitti.

Zavallı horoz

Sene 1970, Ankara Çubuk'a bağlı şirin bir köydeyiz. Annem ve babam köyün öğretmenleri. Kaldığımız öğretmenevi ve okul aynı bahçe içindeydi. Annem çiftçi ruhlu, hayvanı ve toprağı seven biri. Evin altındaki kömürlüğü kümes yapmış tam 10 tane tavuk ve horoz yaşıyordu orada. Bende henüz ergenlik çağlarındayım. Akşam kümesin kapısını kapatmayı unuttuğum halde babama korkudan kapattım dedim. Neyse tedirgin bir şekilde uyudum inşallah birşey olmaz diye de dua ederek.
Gece saat kaçtı bilmiyorum tavuk çığlıklarıyla uyandık fakat ben uyandığım halde uyuyor numarası yaptım tabii yutmadılar. Babam kaldırdı annemle beni gönderdi, ben annemin arkasında korkudan titriyordum. Karanlıkta kaç tavuk gitmiş göremedik, ertesi sabah çocuklar derenin üstündeki köprüde yenmiş tavuk kalıntıları ve tüyleri görmüşler. Valla tilki hiç affetmemiş açık kapıdan girip bi güzel yemiş zavallı tavukları. Çok üzüldüm, kendimi suçlu hissettim.
O olaydan sonra dış kapının kapalı olup olmadığını kontrol etmeden yatmam.
Bekleyin daha çooooook enteresan ve ilginç yaşanmış, gerçek hikayelerim var.

Yavrularım

Biliyorum bir gün ikiside yuvadan uçup gidecek, uzaktada olsalar hep onları düşüneceğim, evim onlarsız çok anlamsız ve boş. Şu anda evin içi cıvıl ve neşeli, tatlı tatlı kavga edip didişiyorlar. Biliyorum bugünleri çok arayacağım. Umarım ikiside çok mutlu olurlar, o zaman ben
de mutluyum demektir.
Kızım Pazar günü İstanbul'a dönüyor. Günler çok çabuk geçiyor, bebeğimi çok özliyeceğim ama o orada mutlu neyseki. Yalnız şu deprem söylentileri çok canımı sıkıyor, gerçi ne zaman nerede yakalıyacağı belli değil ama yinede ailenin hep bir arada olması insanın korkusunu azaltıyor. Kızım İstanbul'da olduğu zamanlar endişeleniyorum ama biliyorum kainatımın görünmeyen, içeri tehlike geçirmeyen elbisesi onu daima koruyacaktır.

Çok mutluyum

Çok mutluyum benimde artık bir blogum var. Günlük yazmaya üşendiğim için bu olay benim için süper. Bugün Ankara'da hava yazdan kalma bir gün gibi. Kızım ve oğlum yanımda, ama ben biraz rahatsızım canım ev işi yapmak istemiyor. Bana bu blogu açan kızım Ceren'in nişanlısı oğlum Barış'a çok teşekkür ediyorum. Belkide onun sayesinde yazar adayı olmaya ufak ufak adım atabilirim. Neden olmasın?
Aslında çok kitap okumam lazım, kızım Ceren tam bir kitap kurdu. Onun aldığı kitapların hepsini okusam bana yazar olmam konusunda çok şey katacağına eminim. Babamda 4 kitap yazmış, yıllardır görüşmüyorduk. Annemle 1974 de ayrılmışlardı neyse çooook uzun hikaye, ne zaman yazmaya kalkışsam sıkılıyorum çünkü çok dramatik bir yaşamdı. Neyse Kitap olması gereken sayfaları bana bıraktı ama bir şartı var,o öldükten sonra yayınlayacakmışım, çok ses getirecekmiş ve ben trilyonlar kazanacakmışım. Kızımla şöyle bir inceledik hiçte öyle ses getirecek gibi gözükmüyor. Sıradan gibi geldi bana. Sene 1965 ti galiba o zamanda Kadınlar Nasıl Olmalı diye bir kitap yazmıştı. Kardeşlerime sokaklarda sattırıyordu, kadın nasıl olmalı kitabı çıktı diye bağırıyorlardı. Erkeklerde 'nasıl olacal canım 19 yaşında fıstık gibi bir kız olacak' diye alay ediyorlardı. O kitaptan bir tane bile kalmadı.
Evet arkadaşlar bugünlük bu kadar daha çoooook yazacağım ilginç şeyler var. İçimde koskoca bir kitap yazılı, o kitaptan her gün bir parça yazacağım, ilgiyle izleyeceğinizden eminim.
Şimdilik hoşça kalın, sevgiler.

Bir Yazı Ornegi (Başlık)

Deneme Yazısı
123455555
ankara ıstanbul
ıstanbul taksım
taksım kadıkoy