Sabah ezanıyla uyandım, sanki karanlıklar içindeydim, hiç ışık yoktu.'' O derin ses'' bana anlatma, nefesini harcama. Git te yaz dedi.
O eski sandık, içinde kimbilir neler vardı. Hangi hatıralar, hangi duygularla özenle işlenmiş, dantelalı takımlar, hangi hayaller, şiirsel anılar vardı o sandığın içinde. Kaldırıp attım, nehir götürdü sandığımı, anılarımı, hayallerimi, duygularımı!
Uzuuuuun yıllar geçti, çürümüş ahşap kapıdan içeriye korkarak dalıverdim. Sararmış fotoğraflı çerçeveler, bakırı küflenmiş bir mangal. Çerçeveyi aldım, yakaları dantelli, zarif bir elbise giymiş, yüzünde mahçup bir gülümseme olan son derece güzel bir kadın. İşte yıllar sonra o soluk fataoğraftan bize bakan duru güzelliğiyle duruyordu.
Yaşam yolculuğumuz süresince kimi zaman dik yokuşları tırmanmak, kimi zaman tepetakla bir tepeden yuvarlanmak zorunda kalırız. Kimi zamanda bulunduğumuz dönemeçte yol ikiye ayrılmaktadır. Geri dönüşümüzün olmadığını, vereceğimiz kararın tüm yaşantımızı etkileyeceğini biliriz. Hangi yolu seçersek seçelim, yolun sonuna yaklaşırken aklımız diğer yollarda kalır. Yüreğimizde kanayan yaralara çizikler atıp ''Acaba öteki yolumu seçmiş olsaydım?'' diye düşünmekten kendimizi alamayız. Ne yazıkki bu sorunun doğru yanıtını hiç kimse, hiç bir zaman bilemez. Herkes kendi yoluna gider. Seçilmeyen yolun sonunda ne olduğu kocaman bir soru işareti olarak kalır.
Bazen de, biz yol ayrımına geldiğimizde arkamızdan birileri iteler ve kendimizi aklımızın ucundan bile geçirmediğimiz bir yolda ilerlerken buluruz.
Aslında hangi yola girdiğimizin hiç bir önemi yoktur, önemli olan girdiğimiz yolda ''nasıl'' yürüdüğümüzdür.
O eski sandık, içinde kimbilir neler vardı. Hangi hatıralar, hangi duygularla özenle işlenmiş, dantelalı takımlar, hangi hayaller, şiirsel anılar vardı o sandığın içinde. Kaldırıp attım, nehir götürdü sandığımı, anılarımı, hayallerimi, duygularımı!
Uzuuuuun yıllar geçti, çürümüş ahşap kapıdan içeriye korkarak dalıverdim. Sararmış fotoğraflı çerçeveler, bakırı küflenmiş bir mangal. Çerçeveyi aldım, yakaları dantelli, zarif bir elbise giymiş, yüzünde mahçup bir gülümseme olan son derece güzel bir kadın. İşte yıllar sonra o soluk fataoğraftan bize bakan duru güzelliğiyle duruyordu.
Yaşam yolculuğumuz süresince kimi zaman dik yokuşları tırmanmak, kimi zaman tepetakla bir tepeden yuvarlanmak zorunda kalırız. Kimi zamanda bulunduğumuz dönemeçte yol ikiye ayrılmaktadır. Geri dönüşümüzün olmadığını, vereceğimiz kararın tüm yaşantımızı etkileyeceğini biliriz. Hangi yolu seçersek seçelim, yolun sonuna yaklaşırken aklımız diğer yollarda kalır. Yüreğimizde kanayan yaralara çizikler atıp ''Acaba öteki yolumu seçmiş olsaydım?'' diye düşünmekten kendimizi alamayız. Ne yazıkki bu sorunun doğru yanıtını hiç kimse, hiç bir zaman bilemez. Herkes kendi yoluna gider. Seçilmeyen yolun sonunda ne olduğu kocaman bir soru işareti olarak kalır.
Bazen de, biz yol ayrımına geldiğimizde arkamızdan birileri iteler ve kendimizi aklımızın ucundan bile geçirmediğimiz bir yolda ilerlerken buluruz.
Aslında hangi yola girdiğimizin hiç bir önemi yoktur, önemli olan girdiğimiz yolda ''nasıl'' yürüdüğümüzdür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder