Popüler Yayınlar

31.12.2011

    Benim robokop kızkardeşim:)) İngiltere'den gece saat 12.30 da yanlış yerde indiği için, kuruyemişçinin (Haydar) cep telefonundan arayıp onu almamı istedi. Karlı bir Ankara gecesi, hertaraf bembeyaz olduğu için aydınlanmış gecenin karanlığı. Korkmadan tek başıma gidip aldım onu. Haydar'a teşekkür etmeyi de unutmadık tabii.
   İlginç bir kıyafet vardı kızkardeşimin üzerinde, tesettüre benziyordu. Eve gelir gelmez valizinden
radyasyon ölçen bir aleti çıkardı, alet tık tık tık ötmeye başladı. Panik halinde abla çabuk kablosuz telefonu fişten çek, çektik yine tık tık tık ötüyor alet:))
 Abla bu evde felaket radyasyon var dedi valizinden tül başlık çıkardı, diğerlerinin üzerine geçirdi. Tanımayanlar kesin bomba imha uzmanı sanır valla. Üzerindeki kıyafetler meğer radyasyonu önleme kıyafetiymiş. Onlarla yatıp onlarla kalkıyor. Dolmuşta cep telefonuyla konuşanları görünce hemen, radyasyon ölçen aleti çıkarıp, kapatın telefonları, bakın kaça çıktı radyasyon diyormuş. Millette görevli zannedip kapatıyor zaar. 2 valizle geldi, birisi tanamen bitkisel vitaminlerle dolu, banada zorla içirdi. Akşamları da küveti deniz tuzu, karbonat ve magnezyumlu sıcak suyla doldurup inzivaya çekiliyor. Bilgisayar işlerini bize yaptırıyor radyasyon var diye elbiselere rağmen, cep telefonlarını bile onun yerine ben konuşuyorum. Doğal ekmek, meyve, peynir v.s arıyor. Zor valla böyle yaşamak. Haksız da değil hani, kanserlerin son zamanlarda çoğalmasına bakılırsa.
    Gelirken kıyafeti nedeniyle polisler havaalanında durdurmuşlar. E haklılar, robokop kıyafetli, başında da peçeye benzer radyasyon önleyen tül. Bu sabah gitti İngiltere'ye, inşallah kıyafeti nedeniyle bir sorun yaşamamıştır. Radyasyonların yolu kapalı, onun yolu açık olsun. Ne diyeyim.

      Günaydın millet;
       Elbette dünyaya gelmek güzel ama insanca yaşayıp gitmek dahada güzel. Artık tüm dünyayı görecek, manzarası şahane, sessiz, yüksekçe bir yerden ev alabilecek ve gün ışığıyla ısınan sıcacık
bir kalple geliyorum.
       Bugüne kadar yapamadıklarımı tek tek yapıyorum artık.
       Bekle yaşaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaam ben geliyoruuuuuuuuuuuuuum:)).


14.11.2011

        Bugün hava güneşli ve aydınlık. Ama benim içim karanlık, neden acaba? Yürüyüşe de gitmedim,
Canım istemedi nedense.
         
        Bazen içime sığamıyorum, dolup dolup taşıyorum. Koşuyoruuuuuum, neyi kovaladığımı bilmiyorum. İki çift tatlı söz duymak içinmi bunca çaba, bir yudum sevgi içinmi acaba? Çokmu zor
gerçekten, yalansız, riyasız sevilmek.
         Evet zor, çoooook zor hemde. Kapana kıstırılmış böcek gibiyim adeta. Kaçsam kaçamıyorum, yerimde de mutlu değilim. Şu dünyada mutlu, özgür bir köşe varmıdır acaba? Kendimi yaşasama izin ver dünyaaaa, heeeeeey, oradamısın?
          Neyse, bugünlük hoşçakalın anacığım:))

28.09.2011 Ankara

      Ticari 2 taksi karşı apartmanın önüne yaklaştı. Birkaçkişi damadın eşyalarını taşıyordu. Bir kolu ve bacağı felçli baba, onlara bakıyordu çaresiz. Dul ve bir çocuklu genç bir kadınla dün nikahı kıyılmıştı oğlunun. Annesi çok üzgündü, yolda karşılaştığımızda  hiç istemediğini söylemişti bu evliliği. Zayıftı, erimiş resmen. Seninde kızın var, aynı şey onun başına gelse üzülmezmiydin dedim. Mavi gözleriyle derin derin bakıp ''haklısın'' demişti
      Gelin ve damatta çıktılar apartmandan, damat babayla vedalaştı, sırtını sıvazladı baba. Anne gelini soğuk bir şekilde öptü, oğluyla vedalaşamadı. O da annesine bakamıyordu, içine ağlıyordu belliki.Anne dayanamadı içeriye kaçtı. Kızkardeşi hiç görünmedi bile. Baba el salladı arkalarından, birsüre kalakaldı öylece. Hatıralarını, üzüntülerini, acılarını, şansını, kaderini bagaja koyup gitmişti oğlu.



12.08.2011

       Bugün deniz çok fırtınalı, hırçın dalgalar gelip gelip tekrar geri gidiyorlar. Sabah köye doğru yürüyüşe çıktım, 4 simit sldım, çaybahçesine oturdum. Martılar dalgaların sallantısına bırakmışlar kendilerini, dans eder gibiler. İmrenilesi martılar.
      Türk bayraklı balıkçı tekneleride bu ritme uymuşlar. Balıkçı bir bey, çok fırtına var bugün, arkasından nerden geldiğimi, çay istermiymişim v.s., yaz bitiyor dedi. İçim cııııııız etti valla. Bitmesini istemiyorum çünkü.
      



16.08.2011

Vaaay, oldu valla, spor ayakkabılarla denize girdim. Çok güzel bir duyguymuş:))
Sabah yürüyüşe çıkmıştım, dönüşte sahilden yürüdüm, sahil bitti, denizin içinden yürümekten başka çare yok, bende spor ayakkabılarımla girdim, birde resmini çektim:))
Bir balıkçı gemisi, aheste geçiyor önümden. Orhan baba çalıyor gümbür gümbür, pek dinlemezdim ama bugün hoşuma gitti nedense.




Karanlıklar içindeyim.

    Sabah ezanıyla uyandım, sanki karanlıklar içindeydim, hiç ışık yoktu.'' O derin ses''  bana  anlatma, nefesini harcama. Git te yaz dedi.
    O eski sandık, içinde kimbilir neler vardı. Hangi hatıralar, hangi duygularla özenle işlenmiş, dantelalı takımlar, hangi hayaller, şiirsel anılar vardı o sandığın içinde. Kaldırıp attım, nehir götürdü sandığımı, anılarımı, hayallerimi, duygularımı!
    Uzuuuuun yıllar geçti, çürümüş ahşap kapıdan içeriye korkarak dalıverdim. Sararmış fotoğraflı çerçeveler, bakırı küflenmiş bir mangal. Çerçeveyi aldım, yakaları dantelli, zarif bir elbise giymiş, yüzünde mahçup bir gülümseme olan son derece güzel bir kadın. İşte yıllar sonra o soluk fataoğraftan bize bakan duru güzelliğiyle duruyordu.
    Yaşam yolculuğumuz süresince kimi zaman dik yokuşları tırmanmak, kimi zaman tepetakla bir tepeden yuvarlanmak zorunda kalırız. Kimi zamanda bulunduğumuz dönemeçte yol ikiye ayrılmaktadır. Geri dönüşümüzün olmadığını, vereceğimiz kararın tüm yaşantımızı etkileyeceğini biliriz. Hangi yolu seçersek seçelim, yolun sonuna yaklaşırken aklımız diğer yollarda kalır. Yüreğimizde kanayan yaralara çizikler atıp ''Acaba öteki yolumu seçmiş olsaydım?'' diye düşünmekten kendimizi alamayız. Ne yazıkki bu sorunun doğru yanıtını hiç kimse, hiç bir zaman bilemez. Herkes kendi yoluna gider. Seçilmeyen yolun sonunda ne olduğu kocaman bir soru işareti olarak kalır.
     Bazen de, biz yol ayrımına geldiğimizde arkamızdan birileri iteler ve kendimizi aklımızın ucundan bile geçirmediğimiz bir yolda ilerlerken buluruz.
     Aslında hangi yola girdiğimizin hiç bir önemi yoktur, önemli olan girdiğimiz yolda ''nasıl'' yürüdüğümüzdür.






İçime sığamıyorum.

Of of, var içimde bir sıkıntı,sebebini biliyorum, bu evden daha sakin, penceresi orman ve deniz manzaralı, korunaklı, huzurlu bir eve taşınmak istiyorum. Tüm düyayı gezmek, herşeyi görmek istiyorum. Önce Türkiye'den başlamak, Singapurda mola vermek, Japonya'da şuşi yemek, Afrika'da safari yapmak v.s.
Araba kullanmak istiyorum, süratli, yol sadece benim çünki. Uçağa binmek, tropikal meyveler yemek, konforlu otellerden yer ayırtmak, Zeki Müren'den şarkılar, şık spor elbiseler giymek, ünlü ressamları sollamak, dünyada hiç yazılmamışları yazan bir  KİTAP yazmak istiyorum. İçime sığamıyorum, bana daha geniş bir yer lazım. Haykırmak istiyoruuuuuum. Dünyanın en ünlü kayak merkezinde  kayak yapmak,  Merkür'e komşu olmak istiyorum.
    

 İşte sevgili, bir sevgi nasıl değiştirir dünyanın seyrini.
Duygular çook eskidi.
Baktım aynaya, orda gördüm yeni beni.
Oysa aynada gördüğüm de eski.

Celep Celepçioğlu

2010 Yazıydı, vadide bi yürüyüş yapayım dedim. Bir saat yürüdükten sonra, vadi merdiveninden çıkışa ulaşmak üzereydim. Allah allah, kadının biri elinde örgü örerek geziyor yavaş yavaş, arkasında da, tüyleri dökülmüş, çelimsiz bir horoz. Kadın nereye o da oraya. Günaydın, tavuk peşinizden ayrılmıyor maşallah dedim, sert sert baktı, o tavuk değil, onun bir adı var. Şakamı yapıyor diye baktım yüzüne, gayet ciddiydi valla. Onun adı Celep, soyadı da Celepçioğlu dedi. Haydaaaa, nerde besliyorsun dedim, birlikte yaşıyoruz dedi. Zor olmuyormu bakımı? Artık bende ciddileştim, yoo, karton kutuda yaşıyor benle beraber, o benim oğlum!
Gülsemmi ağlasammı bilemedim ama çok üzüldüm. Oğlu kızı varmış ama arayıp sormuyorlarmış, kocasıda vefat etmiş.
Kalabalıklar içinde bile, yalnız insanlar var.